Kayıtlar

Bir daha çal, Ada!

Resim
Ada .. Başta sessizlik vardı derler bilirsin. Başının ya da sonunun teşbihle sınırlandığı evrenin dili başta kopuk, belki kulağı da sağırdır onlara göre. Ağzından çıkanın kulağına varamadığı bir evren..  Ne bahtsız bir varsayım!  Anlat bize sen, sessizliğin yanılsamadan gayri bir hükme sahip olmadığını mahir parmaklarına.. Kelimelerin konuşmak için kifayet etmediğini, sebebini kendinin dahi bilmediği çocukluk suskunluğunla anlat. "6 yaşından beri suskunum ama konuşabiliyorum, yalnız tekellüm edemiyorum" de Beyazıt-ı Bistami gibi..  Dille anlatılamayanı parmakla anlat. Anlat ki bilsinler; insan kendi seçtiği lisanla konuşur aslında. Ayağına dolanan halat, diline dolanan kelimelerden daha konuşkandır senin.  Suya çeker seni sesin..

Hiroshima'da öleli..

Resim
"Non, tu n’as rien vu a Hiroshima ...” Hiçbirimiz Hiroshima'da hiçbir şey görmedik, evet. "Bomba atıldığında, orada gökyüzünde bir göz açıldı. En korkunç göz!" Ama onlar gördüler.  Göz de onları gördü. 6 Ağustos 1945 'te bir rapsodi .. "Hiroshima, mon amour!"

Ağaç eken, hayat biçmiş.

Resim
George Bailey (James Stewart)  Şahane Hayat'ta (It's a Wonderful Life - 1946)  az şeye malik olarak yaşamanın keyfine varmış ve bu keyfi insanlara cürmü kadar yeri ışıtma pahasına aktarmaya çalışan bir kahramandı. Bir noel gecesi, insanı "her şeye rağmen" yaşatmaya muktedir bir nevi "yakaza" haliyle muhatap olmuştu ki bu ona, bütün çabalarının safi sarfiyat olduğuna inanmaya ramak kalmışken sunulmuş bir kurtuluş yoluydu. İnsanlardan umudunu kesip, bütün olumsuzlukların müsebbibini kendi kıldığı, münasip bir köprünün korkuluklarından rüzgara ve suya karışmanın yaptığı yapacağı en büyük iyilik olduğuna karar verdiği o anda yanında bir melek belirmişti. Melek, kendi kıymetinin ederini gündelik standartlar hasebiyle bilmemiş ya da buna hak görmemiş George'a   "Velev ki hayata hiç gelmemiş olsaydın, her şey senin faraziyeni doğrular gibi mi olurdu? Yani hayat daha yaşanılır bir yer mi olurdu?" sorusunun cevabını bizzat o dünyaya götürerek göster...

Kırmızı!!!

Resim
İnsan sakız çiğnerken neden üzülsün ki?

Ermemişlik Çağı

"Doğulu bir ermiş, dualarında, kaderin kendisini ilgi çekici bir çağ yaşamaktan alıkoymasını dilermiş. Ermiş olmadığımızdan, kader bizleri korumadı; ilgi çekici bir çağ yaşıyoruz. İlgi çekici, hiç değilse kendisi ile ilgilenmemizi isteyen bir çağ. " Albert Camus Sanatçı ve Çağı (Bilgi Yayınevi / Sf.23)

Mr. Genelkobra

"Kobraya kobra da desen, Bay Kobra da desen yine seni ısırır." Hint Atasözü

Cebren ve hile ile değil alın teri..

Matematiğin cebir kısmından pek hazzetmem, çok prosedüral görünür gözüme, neyse odur, hiç tartışması olmaz. Her katılığın ürküttüğü gibi cebirin soyut ve katılığı da ürkütür beni. Katı ve kırılgan bir bilim cebir, Stalker'daki muhabbete benziyor. Ben de ona kırılganım. Fakültede en çok ikinciye kaldığım dersler cebir dersleridir. Galiba beş sıralı matematik serisinden üçünü geçebilmiş idim. Bereket, o yıl müfredat değişti de yerine fizik aldım. İlk bakışta matematikten kalıp fizikten aa ile geçmek "ayol ben zorları yapabiliyorum da kolayları yapamıyorum" mekanizması gibi görünse de aslında değil. Ağız dalaşına girmediğiniz sevimli bir hoca ve basit fizik denklemleriyle olacak işler bunlar. Hani şu kadar para eder demiyorum hoşnutsuzluğuma dayandırmak için; cebir sevenlere hürmetim gına. Ama geometrinin yeri bir başka yavu. Üniversitede işine yaramayacak bir bölümde olsa bile ilk dönemlerde "bikaç üçgen-çokgen sorusu olsa da çözsem" dedirtir sevenlerine. Bilmeyen...

Hafıza-i beşer

Biz ne zaman iyiydik? Vur ense al ekmek el çabukluğunda iyiydik mesela, ağzına yürüyen ekmeğini gönül rızasıyla çaldıran mazbut insan profilinde.. Yüksek empati dozajında sempatiye kaçırdığımız düşman sırtı sıvazlama hüsnüniyetimizde.. Kimseye yük olmama gayretiyle 'aman zahmet olmaya' deyip, her nesneyi bitimsiz sırtlandığımız hamallığımızda.. -Başkasının derdiyle hemhal olma- damarıyla bütün 'ajitatif' bakterilerilerin geometrik üremelerine konak canlı misafirperverliği yaptığımızda.. Alacaklısı olduğumuz her ziyanı metazorik bir amneziye dayandırıp, "bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün" şiirselliğine öykündüğümüzde.. Biz de bizmişiz ha!! Siz şimdi "iyiydik böyle be yauu" deyin, ben kalkayım.   Hiç de öyle nisyan ile malul değil hafızam.

"Altyazı"ya, nice 100. sayılara!

Resim
"İki saat sonra kalabalığın içinde, sinemadan bir dar sokağa çıkan sanki başka birisiydi. Düşünüyordu: 'Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor: Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona birşeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar.' Saatine baktı: Dört buçuğa beş vardı. 'Eve gidip okusam.' Durağa yürüdü.. ' Bunları kurtarmanın yolunu biliyorum. Kocaman sinemalar yapmalı. Bir gün dünyada yaşayanların tümünü sokmalı bunlara. İyi bir film görsünler. Sokağa hep birden çıksınlar... " Aylak Adam - Yusuf Atılgan  (Sf. 18, YKY 18. Baskı)

Olmayana Ergi Yöntemi

Şunu eriyoruz: Her başarılı kadının arkasında başarısız bir erkek vardır.  Bize başarılı erkek kollaması adı altında hep yutturdular, yok efendim bir erkeğin hakiki başarısı arkasındaki dişi elde gizlidir falanlı göndermelerle.. Ona çok cici bakan, her türlü ihtiyaçlarını itinayla gören, ne yapılacaksa çiftletmeden yapıp başarılı olmaya hazır bir erkeğe dönüştüren esasen çok mahir kadın kişisidir denildi. Ben aslında bunları feminizm gömleğini keyinmemden kelli söylemiyorum ki giymem orası ayrı. Fakat ortada her türlü müspet davranışının, ardındaki görünmez bir dişi varlığa yüklendiği vasıfsız bir erkek profili var. Aynı zamanda algıda sosyal seçicilik de diyebileceğimiz diğer husus, kadının erkeğin gerisinde hakiki meşgalesi onu başarılı etmek sayıldığı gayet tıkız iş bölümü ki bu feminizmin zırt dediği yer. Ben, şu an bu saydıklarımın ilkine daha fazla su taşıyor gibi görünüyorum. Ama hakikat şöyle: Platon mağarası görünümündeki gölgeli hayatlarından sızıp suretlerin asıllarını...