20.8.11

'Eski Datça'da bir akşam.'

Bu ülkede insanın belasını nesneler de çekti. Psikolojik bir rahatlama yöntemi de sayılan "yer-yön değiştirme" ile pek çok madde, muhatabın yerine geçerek olağan hıncın yüklendiği odak noktası oldu. Ya da nefretine söz geçirmeyi hafiflik sayan yiğitler, doğrusal şiddetin 'bir caz müziği gibi gelip geçtiğini', oysa temsile ve aidiyete verilen zararın acısının uzun demler boyunca kabuk bağlamayacağını fikir ettiler. Eşyaya zarar vermenin mantığını bağlı olduğu insanın karnını deşmekle bir gördü o zevat. İçsel bir rahatlama, zaferi avuçlamış mağrur komutan edaları ve eşyanın parçalanmış halleri.. Ayrıca bu ülkede eşyaya verilmeyen zarar da faili meçhul olarak geri döndü hep. Her hal ve şartta, nefreti özünde eritip yücelmenin anlamına istemezük çekti de devletlü, kendi meşru kabulleriyle kinini kusturdu, insana ya da en olmadı o insanı akla düşüren eşyaya..


Tabutta Rövaşata'da  Sarı'nın mezarına giden "iyi arkadaşlar" acılarını şarap ile akıttılar toprağa. Ölen insanın değil, geride kalanın acısıydı bu. Sarıyla geçen günlerden Sarı'sız geçecek günlere başlamanın verdiği boşluktu. Sarı neydi? Sarı, şarabın yudumlarından bir yudumdu. O zaman o yudum gibi olmalıydı acısı da. Hoş olur olmaz, caizdir değildir olayına girmeden acının yaşanma biçimiydi bu sadece. Muhatabını bağlayan haddizatında bir 'his'ti. Aynı şekilde Gadjo Dilo'da İzidor'un yakın dostu Milan'ın ölümünün acısını şarapla ve oyunla ıslatmasında da yine o his vardı. Birlikteliğimiz buydu, ayrılığımız da bu olsundu.


Can Yücel'in mezarının şarapla ıslatılması da bir yerde doğrudur yanlıştır, uygundur abestir sıkıntısına düşmeden sadece meşreple alakalı bir anma biçimidir, histir. Fakat, Can Yücel'in kendi mezarını koruma gibi bir yetkesi olmamakla birlikte elbette mezarında keyfe keder hatır tazeleme ritüeli de kimsenin boynunun borcu değildir bir yerde. Sarı'nın bir elin parmağını geçmez arkada bıraktıkları ama Can Yücel'in arkada bıraktıklarından bir anda eylem için cevaz almak mümkün değildir. Yığınların arasında illaki ihtilaf çıkar, illaki anma biçiminin sinmediği yürekler olur ve bunu el ardı edip 'Can Babayı andık bi güzel' demek iç rahatlığı değildir. Ama en nihayetinde o da bir histir ve en çok muhatabını bağlar. Son tahlilde mezarlığın bekçisini bağlar belki olası uhuvveti dağıtmamak namına ama "mezarlık bekçisi" kavramı o mezarlık için lükstür, zira yoktur bekçisi. Bu da ekstra vahim.

Haydi bunlar vaki oldu, yalnız akabinde olan dirayet yetmezliğine nasıl bir cerrahi müdahale lazım gelir? Aynıyla muameleyi de çok severiz ama bu o da değildir. Şarabı toprağına döken Can Yücel değildir ama mezarı talan edilen odur. Toprağın altındakinden mi alınır intikam, intikam neyin intikamıdır, iç soğur mu mezarlık talan olunca, o iç nasıl bir içtir, milletimiz böyle mezar dağıtmayı kimden öğrenmiştir?
Dr. Otiker midir o?

Eşyaya saygı istemedik yazının hiçbir yerinde.
Evvelinde bir insan gerçeğimiz var.

0 Yorumcu:

Yorum Gönder

Âlâkeder

© _iyi ya. 2013 - -