28.8.11

Ayazın avucunda unutmuştun ellerini..

Mutluluk, İç Anadolu'ya çok da  fazla tenezzül etmeyen sıcağın, tenezzülünü de alıp gitmeye başladığı bir Ramazan gecesinde bahçedeki çardağın soğuğuna kaçırmaktır kendini. İnatla takvim yazına inanıp da, çorapsız parmak uçlarının ayazı kökünden hissetmesidir.Titreyen omuzlara atılan baba hırkasıdır hem o, kokusu üzerinde. Hem de pencerenin arkasına saklamadan kulaklara buyur edilen ramazan davulu sesidir. Arada 'ramazan davulcu'nun fikri yanında bir 'ramazan zurnacı' olduğu zannına kapılır da ritm değişir, düğün havasına bürünen davul sesiyle boyun kırasınız, göbek oynatasınız gelir. Sessizliği boğan köpek seslerinin arasında yalnızlığı hissedip ürpermek, kapıya yakınlığı tedirgin hallerle sık sık kontrol etmektir. Bir de yaz mutluluğu, çardağa saklanmış üç yavru kedinin ne yapacağını kestiremez halde altı adet minicik göz olarak gözünüze değmesidir. Sonra onlara süt getirip içmeleri için yanınıza gelmelerini beklemektir. Gelmezler fakat. Anne kedi gelir, yavrular da onun dört ayağı arasında eğleşerek giderler sütün yanına. Sen uzaktan seyreder, onların küçük dillerinin süte değdiği anda çıkardığı dünyanın en güzel tınılarından bir tanesini dinlersin. Sokak lambası bütün dünyaya işaret eder gibi yüzüne değerken, bütün iyeliklerini o an için unutup, hiçbir şey olmanın verdiği zahmetsiz keyfe dalarsın. Hayata hiçbir şey olarak devam etmenin risksizliği ve sorumsuzluğu seni çeker içine; kendine malik ve kendine muhtaç olarak yaşamanın huzuruna bir hayal adarsın.

Sonra 'ramazan davulcu' gelir; davulun sesi uzaktan sefa gelir, hoş gelir.

(Şimdi gir içeri.)

0 Yorumcu:

Yorum Gönder

Âlâkeder

© _iyi ya. 2013 - -