7.12.10

Bildin mi sanat kimin içinmiş?

Kendisini tanımam.

Bu cümle; bâb-ı âliden beri camiada bulunan ya da kendini bâb-ı âliden beri camiada sanan çok yıllık yazar kısmısının, yeni yetme tabir ettikleri yazar kısmısı tarafından iğnelendiği zaman sarfettikleri cümledir. Hani "öyle biri varmış ama benim çok da şeyimde değil aziz kaari, sakın onu umursuyorum sanma, büsbüyüğüm ben" açılımında. Veya bu cümle, hakkında ergenekonla münasebet iddiaları olan çok yıldızlı asker kişilerin mimli kişilerle fotomoto olayları meydana vurulduğu zaman kullandıkları siboptur. "Biz orada talim yapıyor idik, o da sapanla kuş vurmaya gelmiş, sen tut orda flaş patla" gibi. Yani bu cümle, içinde hem detaylara bütünüyle vakıf olmanın hem de detayları bütünüyle inkar etmenin bulunduğu çok sesli bir cümle. Ama surda gedik açılmaz mı? Elbet, çoğu istisnanın kaideyi bozamama erksizliği bu cümle için de geçerlidir. Ben bu cümlenin gayet gerçek anlamıyla diğer cümlelere geçiş yapacağım. Diğerleri gayet yalan olabilir.

Kendisini tanımam.

Dün akşam bir kanalda, sanatı üzerine derin sohbetler kurulduğunu farkettim. 
Son günlerde sıkça üzerine oturulan kaba etler gibi çok telaffuz edilen performansını birkaç gün önce duymuştum da fotoğraftaki sanki Victoria Beckham'dı, az yaşlanmıştı, "Davidl'e hayla ilk günkü gibi" temalı bir performansa yollanmıştı aklım. Sonradan sonra iyice mevzu hortlayınca aslında ihtimal veremediğim üzere Victoria Beckham'ın yaşlanmadığını, resimdeki kadının Şükran Moral adlı bir performans sanatçısı olduğunu öğrendim. Hakikatli tanımadığımı söyledim, sanattan böyle de uzağım.

Geçmişindeki sayısız başarılı performansından dem vurulup, cesaret timsali, feminizm aynası, cinsiyet eşitliğinin yılmaz savunucusu sair sıfatlarla yerden gökten yer beğenilemeyen sanatçının, son eserinde hemcinsiyle girdiği meydan münasebeti yada bildik kelamla "sevişme sahnesi" sanattan -anlamayan- nicesinin damarını kesmişti. Hala da bu mevzunun demi acımadı, kuyruğuna eklenen başka olaylarla da sürdürüleceği malum.

Burda beni şunlar düşündürdü. 
Gadasını aldığımın ülkesinde ne zaman sanat sükse yapsa biri sevişiyor, ya da ne zaman biri sevişse sanat sükse yapıyor. Bunlardan hangisi bağımlı, hangisi bağımsız değişken bilmiyorum ama sanki hususiyetle sanatı fiziksel aktivitede sabitleyen, insan vücudunun görünen bütün kıvrımlarının teşhirinin insanı anlamada somuttan soyuta ufuk açacağında emin olan bir sanat erbabı yaşıyor bu ilkede. İtin malum noktasına yer ve zamanı geldikçe çomak sokarak ve dahi ürküterek vakvakları, meşrutiyeti istibdattan çekip kurtaracak sanatsal ve bireysel eylemler yaptıklarından eminler. Karluklarla birlikte içimize sinmeye başlayan İslam kültürünün estetiğe mümkün mertebe soyuttan ulaşmaya çalışan sembolizmi, elbette kapalı rejimlerin tavizsizliğini hatırlatır ki bu ifratın er geç tefrite yolunu hazırlayan durumlardan biridir. Bundan değil midir ki, resim, heykel ve nihayet sinemanın bu topraklarda hala mutedil akıp yatağını bulamaması? 

Bunların her biri tek tek tartışılır, kontrastta oynamalar yapılır ama neden bu sanatsal eylemler hep galeri elitistlerinin gündemi kendine kotarmak, dikkati örtünün altına celb edip, öteki sıfatını alnına yapıştırdığı mütedeyyin kesimin mahremine pandik atmak suretiyle yapılıyor anlamam. Sanatta politik duruş illa ki farkındalığın, duyarlılığın göstergesi olur da insanların kişisel -özügür- hüsnü kabullerini malzeme yapıp kendi mantığına göre 'tabu' bellediklerini bu ülkenin aşamadığı toplumsal sorunlar politizmine vurup muzaffer bir edayla "burda biz  sanat yapıyoruz ama bu ülkede anlamıyor dangalaklar" diye hayıflanmanın neresi duyarlılık, orası müphem. E haklılar; ellerindeki her ota sürdükleri bez parçasıyla her fırsatta asriliğin önüne taş gördükleriyle yaratıcı sanat açılımları ve performanslarla dalgalarını geçerken, konunun muhatapları onlara ayniyle cevabı yapıştırmadılar. Bunu yapmadılar zira soyunuk değillerdi giyinmelerine gerek kalmadı, yapmadılar belki sanatçıyla sanatçı olmadılar ya da yapmadılar sanatın hiç de öyle safi cinsellik olmadığına vakıflar vs. Nihayetinde meydan boş ve açılmanın zirvesine ulaşıp da ileri gidemeyen sanatın açılamama krizi boruda öten.

Dün akşamki programda, biz sanattan anlamayanlara Moral'in estetik okumalarını yapan belli ki kendisi de sanatçı olan beyefendi, bu sergide önemli olan bizim izleyici konumunda olmamızdır gibi birşey söyledi. "Her yerinizi örtersiniz ama vay ki bir öpüşen görün, böyle öküz öküz bakarsınız" demekse bunun anlamı, gözünü budaktan-saptan sakınan diyebileceğimiz o daha büyük genele vereceği nedir bu performansın? Yalnızca dikizlediği zaman varolan seyircinin acziyetiyle sanat yapıyorum demek kimin içine siner?

Bakın yazının hiçbir yerinde "tükürürüm böyle sanatın içine" demedim.
Ama diyenler de var.

0 Yorumcu:

Yorum Gönder

Âlâkeder

© _iyi ya. 2013 - -