30.3.10

'I have a dream!!!' ya da 'I have a nightmare!!!'

Kalu Bela'dan beri İngilizce öğreniyormuşum gibi geliyor bazen. Hatta son zamanlarda gelmeleri sıklaştırdı, arada yatıya kalıp gönlümü de alıyor en vefalısından. Sonra bir yere gidiyoruz beraber. Burası var yok elli metrekareyle müstakil bir oda. Benimle beş kişi eder bir topluluk var ki, her birey o melun İngilizceyi bünyeye katamamada ortak bir geçmişe sahip. Gayet homojen noksanlığımızla, büyük bir masanın etrafında boncuk gibi dizilmişiz. Aklıma boncuk gelince abaküs de geliyor, abaküs gelince matematiği hatırlayıp sair "iki puanla kaçırdık" özürlerimi hatırlıyorum. Ama yok şimdiki odada toplaşmamızın anlam ve önemine binaen dizilen boncuk meselemiz daha vahim. Kapıdan kallavi bir cüssenin girişiyle sağ başta olan ben "ay em .... ay em tiventi for yirz old.." gibi starter seviyesiyle sıralamaya başlıyorum cümleleri. Belli ki bir seçilimin içinde en doğal olanımız belirlenecek. Ben ilk sırada saymanın kötü yönlerine gelip, akabinde babalara gelmezsem diğer bütün oda içindeki canlıları yeyip doğal seçilimde güçlü çıkan olabilirim. Odanın kasavetine karşılık John Cassavetes'i hatırlıyorum. Hayır hayır John, şu an tamamen yabancı bir dile yatay geçip konuşabildiğimi hatta bazen işi Jude Lawcılığa vurup İngiliz aksanına oynayabildiğimi göstermeliyim. Birkaç basit cümleden sonra present ve past perfectlere geçip oradan passive voice'a dört nala ilerliyorum ki susturana kaşkol. Sonra işte tam o an, beklenen an oluyor. Delicesine bir coşkuyla "evet, biliyorum, konuşuyorum, benim doğal!" derkene ağzımdan çıkan bir kelime ki kendisi "shit!" olurlar, ortamı nıhahahalara boğuyorlar. İşte diyorum işte, çok konuşanın ağzı lağıma dönüyor sonunda. Sonra birden büyücek kare bir masa ortada hasıl oluyor. Çevrede seçmeceler yani biz oturmuşuz. O ne ki ? Masanın başındaki yüksekçe duran diğer masaya birsürü ortaçağ aristokrat kılıklısı jüri (ki bunlar muhtemel az evvelki iri kıyım cüsseli hocalar) dizilmiş, saçlarında o beyaz peruklardan.. Az sonra evet şunu şunu seçtik, şu starterdan geri başlasın, şu absolutely perfect, şu oxford 3.seviye hikayelere devam etsin, şu da (ben) az amerikan filmi seyretsin diyecekler. Demiyorlar. Birden kararıyor ortalık, sonra benim dimağa geliyor aydınlanma sırası. Lise hazırlıkta Terry ve Sue'yla tanıştığımızda hoca "rüyada ingilizce konuşmadıkça bu dili öğrenemezsiniz" demişti. Biliyorum bu hocalar her hazırlık sınıfında mevcuttur ve siz bilmem kaçıncı İngilizce rüyanızı görseniz bile şu lanet dili bir türlü adam gibi konuşamazsınız.

Hamiş: Hotline'daki esmer kız Kamala mı Kemıla mı? Terry ve Sue şu an ne yapıyorlar? Sue'ya aşık çam yarması kozalaklarını döktü mü? Bu sorular çok vahim.

0 Yorumcu:

Yorum Gönder

Âlâkeder

© _iyi ya. 2013 - -