29.3.10

Herkes suya kandı, balıktan başka...

Hali vakti yerinde, ömrünü layıkıyla tamamlamış bir günün ardından, saatin ertesi günün 'üç'lerine tırmanmaya gayet meyilli olduğu bu vakitte benim iki avucumu şakaklarıma bastıran o 'ses sahibi kılınamayan' şey ne ola ki? Şair diyor ya vahameti; “Beni bir ses sahibi kıl!” Birkaç heceye muktedir, belki manasız, değmiyor yüreğe tek bir cızırtı bile... Ama tek bir ses, kallavi boşluğu en cüz'i tizliğiyle bozan, ahenginde “Kûn” ü “Yekûn” a çevirir gibi.. Duysam. Öğrensem. Katık etsem fikrime; fikrimin cümlesine.. Sanki oluyor gibi..'Ses!'

Ses nedir ki? Fiziksel bütünlemelerle oluşan titreşim mefhumunun kulağımda can bulması.. İki dudak arası hafiften bir kıpırdanma, sağır değilsem duymalıyım.. Fakat keresi çoktur; karınca tedirginliğinde duyup pamuk tarlalarını kulağıma tıkadığım ya da saatin tik taklarına etekleri tutuşur bir kızgınlıkla söylenip, erken vakitlere denk düşen görevini icabetteki kudretli sesine en kör sağır olma zamanlarımın.. Bunun sorumlusu zaman değilse eğer; aferin benim işgüzar kulak zarıma o vakit!

Kendi derinlerinde tekmili birden üç maymunun üçüne de ev sahibeliği yapan zavallı bir bünye ve o bünyeye ince-narin-nazenin kondurulmuş her halde sağır “beş” duyu organı.. Hilkate karşı asi damarlarının fokurdaması suretinde değil de kendi varlığının umursuz kere umarsız keyfiyâtına eseften benimkisi.. Kördüm göremedim, sağırdım duyamadım, aslında hiç dokunamadım. Erken çıkmadı kokusu, yanmadı sütten de dilim. Birbiri ardınca olumsuzluğa takılanmış beş duyu.. Gerçekten, bunun sorumlusu zaman değilse eğer; aferin şuursuz et kütlesi dimağıma o vakit!

0 Yorumcu:

Yorum Gönder

Âlâkeder

© _iyi ya. 2013 - -